İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Evliya Çelebi

Seyyah-ı Alem’in Modern Mesaisi: Evliya Çelebi

Seyyah-ı Alem’in Modern Mesaisi: Evliya Çelebi Kapalıçarşı’da! “Şefaat ya Resulullah!” diyecekken dili sürçüp kendini yollara vuran, elli yılı aşkın süre boyunca at sırtında dünyayı arşınlayan o koca seyyahı, bugün İstanbul’un göbeğinde, Beyazıt Meydanı’nda bir martı çığlığıyla uyansaydı ne yapardı? Serimizin ilk durağında, Evliya Çelebi’yi 17. yüzyılın o devasa ticaret imparatorluğundan alıp, bugünün Kapalıçarşı’sına, yani dünyanın en eski “AVM”sinin güncel karmaşasına bırakıyoruz. “Bu Ne Acayip Kalabalıktır Amman!” Evliya, Nuruosmaniye kapısından içeri adımını attığı an muhtemelen ilk şoku yaşardı. Kendi zamanında lonca düzeninin, ahilik adabının ve ağırbaşlı tüccarların hüküm sürdüğü o sessiz koridorlar, şimdi Çince’den İspanyolca’ya kadar yetmiş iki dilin birbirine karıştığı bir Babil Kulesi! “Ve dahi bu çarşı-yı kebir içinde öyle bir insan seli vardır ki, sanırsın cümle alem buraya dökülmüştür. Lakin kimse birbirine ‘Esselamu Aleyküm’ demez, herkesin elinde birer kara ayna (akıllı telefon), kendi suretlerini çekip dururlar.” Çanta Modasından “Sahte” Tarihe Bizim Çelebi, bedestenleri gezerken ipekli kumaşlar, murassa kılıçlar ve Şam işi dokumalar arardı. Ancak karşısında “Lu Viton” görünümlü lakin Eminönü ruhlu çantaları görünce muhtemelen küçük dilini yutardı. Evliya’nın Notu: “Eskiden burada paha biçilemez cevahirler satılırdı, şimdi ise ‘imitasyon’ derler bir sihirbazlık icat etmişler. Görünüşü sultanlara layık, aslı ise iki günde dikişinden patlar!” Nargile Kokusu vs. Kahve Zincirleri Evliya’nın en sevdiği şeylerden biri, gittiği yerin kahvehanelerinde oturup hikayeler dinlemekti. Bugün Çarşı’nın kuytu köşelerindeki o meşhur kahvecilerde otururken, yan masada “Double Espresso” içen birini görseydi, muhtemelen bu “kara iksirin” neden bu kadar küçük bir kapta içildiğine dair yarım sayfalık bir mübalağa döşenirdi. Peki ya Çelebi Bugün Yaşasaydı? Emin olun, o meşhur on ciltlik Seyahatname’yi yazmakla uğraşmazdı. Muhtemelen milyon takipçili bir gezi vlogger’ı olurdu. Kapalıçarşı’nın çatısına (hani şu James Bond’un motosikletle geçtiği yer) çıkıp bir “Selfie” çeker ve altına şöyle yazardı: “Dostlar, bugün İstanbul’un kalbindeyiz. Fiyatlar biraz el yakıyor, esnafın ağzı laf yapıyor ama atmosfer hala 10 numara 5 yıldız! #SeyahatYaResulullah #Geziyoruz #İstanbul #GrandBazaar” Sonuç olarak; Evliya bugün Kapalıçarşı’yı gezseydi, muhtemelen o eski ruhun ticarete kurban gidişine biraz üzülür, ama o bitmek bilmeyen merakıyla yine de her dükkana girip çıkardı. Çünkü o, sadece binaları değil, insan hikayelerini seven bir adamdı. Ve Kapalıçarşı, her şeye rağmen hala dünyanın en iyi hikaye anlatıcısı. Peki ya sizce; Evliya Çelebi bugün bir YouTube kanalı açsaydı, ilk hangi şehri “dislerdi” (eleştirirdi)? Yorumlarda buluşalım!