İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kültür Yaşam

İstanbul’da Kaybolan 5 Meslek

Şehrin sustuğu yerler, aslında en çok konuşan yerlerdir.

İstanbul sadece binalarını değil, seslerini de kaybetti. Bir zamanlar sabahı uyandıran nidalar vardı bu şehirde. Sokaktan geçen bir satıcının sesi, mahallenin saatini belirlerdi. Şimdi o sesler yok. Ama izleri var.

İşte İstanbul’un kaybolan beş mesleği ve geride bıraktıkları…

Tulumbacı

Yangın, eski İstanbul’un kaderiydi. Ahşap evler, dar sokaklar ve rüzgâr… Bir kıvılcım mahalleyi kül edebilirdi.Tulumbacılar sadece yangın söndürmezdi; mahalle kültürünün parçasıydı. Gösterişli kıyafetleri, mahalle aralarındaki koşuları, dayanışma ruhları… Bugün itfaiye araçları var. Ama tulumbacıların o kolektif heyecanı artık yok.

Bozacı

Kış akşamlarının sesi:

“Boozaaa!”

İstanbul sokaklarında omzunda güğümüyle dolaşan bozacı, sadece içecek satmazdı. Mahalleyle bağ kurardı. Soğuk havada kapıya bırakılan küçük bir tas boza, komşuluk kadar sıcak bir gelenekti. Şimdi boza var. Ama sokak sesi yok.

Arzuhalci

Okuma yazma bilmeyenlerin kalemiydi arzuhalciler. Bir dilekçe yazmak, bir şikâyet bildirmek, bir mahkemeye başvurmak… Osmanlı İmparatorluğu döneminde devlet kapısına giden yol çoğu zaman bir arzuhalcinin masasından geçerdi. Bugün herkes klavye kullanıyor. Ama o özenli, süslü hat yazısı tarihe karıştı.

Mahyacı

Ramazan gecelerinde iki minare arasına asılan ışıklı yazılar… Mahya ustaları sadece yazı asmazdı; şehre mesaj bırakırdı. “Hoş geldin ya şehr-i Ramazan” gibi cümleler gökyüzünde parıldardı.Bugün mahyalar hâlâ var. Ama ustalık geleneği artık çok az kişinin elinde.

Natır (Hamam Görevlisi)

Osmanlı hamam kültürünün görünmez kahramanlarıydı natırlar. Balat gibi semtlerde mahalle hamamları sosyal hayatın merkezindeydi. Natırlar sadece kese yapmazdı; kadınların sırdaşı olurdu. Hamamlar hâlâ var. Ama o eski mahalle içtenliği başka bir zamana ait.

Son Söz

Bir şehir mesleklerini kaybettiğinde, aslında yaşam biçimini kaybeder. Bugün İstanbul daha hızlı, daha modern, daha kalabalık.

Ama biraz daha sessiz. Belki de “kaybolan meslekler” demek yerine şunu sormalıyız: Biz neyi yaşatmayı seçiyoruz? Çünkü şehirler betonla değil, hatırlamayla ayakta kalır.